Alıcının ihtiyacı ve depodaki ürün

Avrupa’ya motorin taşıyan bir sevkiyatın pazarlığı, yakıtın nereden çıktığında düğümleniyor. Uluslararası Enerji Ajansına göre ABD, ağustosta Avrupa Birliğinin motorin ithalatının yaklaşık yarısını sağladı. Bu oran Washington’ın ihracat politikasını Avrupa için somut bir tedarik meselesine dönüştürüyor. G7’nin 2 Ekim anlaşması da bu akışa iki taraftan yaklaşıyor: üyeler rezervlerini kullanma konusunda uzlaşırken birbirlerine enerji ihracatını kısıtlamama taahhüdünü yineliyor. Bence anlaşmanın ağırlığı, depolardaki miktarla ihracat kapısındaki kararın birbirini nasıl tamamladığında.[1]

Anlaşmanın miktarı 100 milyon varil; içinde ham petrol, motorin ve başka yakıt ürünleri var. İlk 20 günde önemli miktarda motorin salımı, kalan bölüm için dört aylık takvim öngörülüyor. Alıcının ihtiyacına daha yakın olan ayrıntı, bu ürün dağılımı ve teslim süresi. Ham petrolün rezervden çıkışı ile kullanıma hazır motorinin ulaşması farklı aşamalar. Açıklanan toplam üzerinden Avrupa’ya ulaşmış motorin hesabı yapılamıyor. İlk teslimlerin ne kadarının motorin olduğu, tedarik baskısını değerlendirirken toplam varil sayısından daha açıklayıcı bir ölçü.[1]

Rezerv, ithalat akışına kısa süreli bir ikame sağlıyor. ABD kaynaklı arzın ağustostaki payı, bu ikamenin neden siyasi pazarlıkla beraber ele alındığını anlatıyor: mevcut tedarikçiden akış sürerken depodaki yakıt piyasaya ekleniyor. Benim çıkarımım, karşılıklı ihracat kısıtlamasından kaçınma taahhüdünün rezervin kullanımını daha yönetilebilir hale getirdiği. Alternatif açıklama da güçlü: liderler, ihracat tehdidinden bağımsız olarak yükselen yakıt maliyetlerine ortak yanıt arıyor olabilir. Açıklama iki amacı ayırt eden bir sonuç ölçümü sunmuyor; ithalat payı ise hangi ilişkinin baskıya açık olduğunu gösteriyor.[1]

İhracat taahhüdünün teslim hesabı

Bu pazarlığın uygulama noktası, devletlerin ihracatı kısıtlama kararı. G7 üyeleri birbirlerine karşı bu aracı kullanmama taahhüdünü tekrarladı ve diğer üreticilere de yasaklardan kaçınma çağrısı yaptı. Macron, Trump’ın görüşmede ambargo tehdidinde bulunmadığını söyledi; Trump da sonrasında ABD’nin motorin ihracatını yasaklamayacağını açıkladı. Böylece alıcı tarafın önündeki resmî tutum açık: mevcut ihracatın devamı, rezervlerin önden kullanılmasıyla birlikte ele alınıyor. Fakat ülkelerin kendi stok payları ve teslim edilen yeni sevkiyat miktarları açıklanmış değil.[1]

Önceki salımın hesabı burada önemli. Martta açıklanan ortak program 400 milyon varili kapsıyordu; Fatih Birol bunun yaklaşık üçte ikisinin salındığını söyledi. Yeni anlaşma, yerine getirilmiş taahhütleri hesaba katıyor. Dolayısıyla 100 milyon varili geçmiş programın bütünüyle üzerine ekleyerek bir tedarik toplamı üretmek hatalı olur. İzlenecek karşılaştırma, ülkelerin duyurduğu rezerv kullanımı ile gerçekten piyasaya çıkan ürünün türü ve miktarı arasında. Aynı varili iki programda saymak, diplomatik anlaşmanın alıcıya sağladığı payı olduğundan büyük gösterir.[1]

Avrupalı alıcı için anlaşmanın değeri, motorinin hangi kanaldan ve ne kadar süreyle geldiğinde yatıyor. ABD’den sevkiyatların sürmesi ve rezervden motorin teslimi birlikte izlenmeli. İlk 20 günlük salımın ürün dağılımı, ardından dört aylık teslimlerin gerçekleşmesi, geçici ikamenin hacmini görünür kılar. Depodan çıkan yakıt ithalatı tamamlıyorsa anlaşma zaman kazandıran bir tedarik düzenlemesi işlevi görür. İhracat akışı daralırsa rezervin daha büyük kısmı eksik sevkiyatı karşılamak için kullanılır. Bu iki olasılığı ayıran ölçü, liderlerin toplam varil duyurusundan çok alıcının eline geçen motorin ve açık kalan tedarik yoludur.[1]