Aynı bilanço, başka bir varlık

Haftalık banka bilanço bülteninin 14 Ağustos tarihli sayısı temmuzu tek bir cümleye indiriyor: toplam banka kredisi yıllık yüzde 5,9 büyürken ticari ve sınai krediler eksi yüzde 1,1 oranında daraldı, portföydeki menkul kıymetler yüzde 10,6, devlet ve kurum kâğıtları yüzde 14,6 arttı. Nisanda ticari ve sınai kredilerin büyüme hızı yüzde 15,8'di. Dört ay içinde bu kalem artıdan eksiye geçti.[1]

Önce ödünç verilebilir fonlar masalını bir kenara koyalım. Banka, mevduat topladığı için kredi açmaz; kredi açtığında ya da bir varlık satın aldığında mevduatı kendisi yaratır. Bu yüzden temmuzun asıl sorusu şu: yaratılan mevduatın karşılığına hangi varlık yazıldı? Toplam mevduat temmuzda 19.408,5 milyar dolar, bir yıl önce 18.273,9 milyar dolar seviyesindeydi. Yaratım sürdü; yaratımın karşılığında bilançoya yazılan şey değişti.[1]

Bu, bir hafta önce yazdığımın zamanlamasını zayıflatıyor. 8 Ağustos'ta ikinci çeyrekte bankacılık sisteminin genişlemesini şirket kredisinin taşıdığını, o çeyrekte yaratılan satın alma gücünün şirket bilançolarında doğduğunu savunmuştum. Temmuz verisi o mekanizmayı çürütmüyor ama taşıyıcının çeyrek biter bitmez değiştiğini gösteriyor.[1], [3]

Kimin harcamasına dönüşüyor

Bir firmanın çektiği kredi ile bankanın satın aldığı devlet kâğıdı aynı miktarda mevduat yaratabilir, ama aynı harcamayı doğurmaz. Krediyi çeken firma ücret, girdi ve yatırım ödemesi yapar; mevduat üretim zincirinin içine girer. Devlet kâğıdı alan banka ise mevduatı kâğıdı satan tarafa yazar ve o taraf çoğunlukla portföyünü yeniden dizer. Fark, o paranın nereye indiğinde ortaya çıkar.[1]

Üçüncü bir kanal da büyüyor. Banka dışı finans kuruluşlarına açılan krediler 5 Ağustos haftasında 2.016,1 milyar dolar, bir yıl önce 1.674,7 milyar dolar seviyesindeydi. Burada banka, nihai borçluyla arasına başka bir bilanço koyuyor: kredi riskini taşıyan taraf da, borçlunun kim olduğuna dair bilgi de bankanın defterinden çıkıyor. Sakin dönemlerde bu düzenek ucuz ve verimli görünür; kredi kalitesi bozulduğunda ise kaybın nerede durduğunu görmek zorlaşır.[1]

Talep tarafı da bu okumayı destekliyor. Temmuzda perakende satışlar ekonomistlerin beklediğinden az arttı ve S&P 500 bir gün önceki rekordan 13,23 puan gerileyerek 7.785,76'ya indi. Şirketlerin kredi bakiyesini azaltması yalnızca bankaların isteksizliğiyle açıklanamaz; satışın yavaşladığı bir ayda işletme sermayesi ihtiyacının küçülmesi de aynı sonucu verir. Bu iki açıklamayı temmuz verisi tek başına ayırmıyor.[1], [2]

Neye bakmalı

Bir aylık seri, üstelik yapısal düzeltmelerden geçmiş bir seri, kendi başına bir dönüm noktası ilan etmez. Yine de izlenecek somut bir eşik var: ticari ve sınai kredilerin yıllıklandırılmış büyümesi ekim ayı verisine kadar eksi bölgede kalır ya da sıfıra yakın seyrederken menkul kıymet portföyü çift haneli büyümeyi sürdürürse, bankacılık sisteminin ürettiği satın alma gücü üretim zincirinden çıkıp devlet kâğıdına ve banka dışı aracıya kaymış olur. Şirket kredisi yeniden hızlanırsa temmuz bir ara duraklama olarak kalır.[1]

Bu ayrım muhasebe merakının ötesinde bir şey söylüyor: mevduatın hangi varlığa karşılık yaratıldığı, o paranın kimin gelirine dönüşeceğini ve şoka hangi bilançonun dayanacağını belirler. Temmuzun cevabı henüz kesinleşmedi; sorulması gereken şey ise artık bileşimin kendisidir.[1]