Gelir arttı, harcama aynı hızda gitmedi
Britanya’da kişi başına reel kullanılabilir hane geliri ikinci çeyrekte yüzde 1,0 yükseldi. Hane tasarruf oranı da yüzde 8,8’e çıktı. Gelir artışının tümü harcamaya dönüşmedi; hanelerin net kredi verme konumu GSYİH’nin yüzde 2,4’üne yükseldi. Tasarruf oranı ile net kredi verme aynı ölçü değil, fakat ikisi de hane bilançosunda harcama sonrasında kaynak kaldığını gösteriyor.[1]
Benim baktığım yer bu akışın karşı tarafı. Finans dışı özel şirketler ilk çeyrekte 1,3 milyar sterlin net borçlanırken ikinci çeyrekte 4,3 milyar sterlin net kredi verdi. Şirketler ve haneler aynı anda fazla veriyorsa, toplam talebin hangi kesimden geldiği daha önemli hâle gelir. Bu hesaplar şirketlerin neden daha az yatırım yaptığına ya da hanelerin neden daha çok biriktirdiğine tek başına yanıt vermiyor; davranışın yönünü, gerçekleşen gelir ve harcama akışlarında gösteriyor.[1]
Kamu açığı akışın öbür tarafında
Genel yönetimin net borçlanması GSYİH’nin yüzde 4,2’sinden yüzde 5,2’sine çıktı; merkezi yönetimin tutarı 28,3 milyar sterlinden 38,5 milyar sterline yükseldi. Britanya’nın dış dünyadan net borçlanması ise GSYİH’nin yüzde 2,9’undan yüzde 2,8’ine hafifçe indi. Sektör bakiyeleri birbirine bağlıdır: bir kesimin net kredi vermesi, başka kesimlerin finansman ihtiyacıyla birlikte gerçekleşir. Bu kimlik, bütçe açığının hane tasarrufunu yarattığını kanıtlamaz; hangi akışların eşzamanlı oluştuğunu gösterir.[1]
Reel gelirdeki toparlanma harcamaya ne kadar yansıyacak sorusu bu yüzden hâlâ açık. Hanelerin birikimi ve şirketlerin net kredi vermesi sürerse, özel kesimin talep artışına katkısı sınırlı kalabilir; bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini sonraki tüketim ve yatırım verileri gösterecek. Kamu açığını tek başına bir başarı ya da sorun işareti saymak da yanlış olur. Önce özel kesimin kazandığı geliri harcamaya ve yatırıma nasıl çevirdiğine, ardından kamu borçlanmasının hangi faaliyetleri finanse ettiğine bakmak gerekir.[1]