Çoğunluk eşiğinin değiştirdiği pazarlık

Brezilya’da yüzde 99 sayım aşamasında Flávio Bolsonaro yüzde 47,03 ile ilk sıradaydı; Luiz Inácio Lula da Silva yüzde 45,16’daydı. Ancak bu sıralama başkanlık yetkisini kimseye vermedi. İlk turda geçerli oyların yarısından fazlasına ulaşma şartı, iki adayın 25 Ekim’de yeniden seçmenin karşısına çıkmasını gerektiriyor. Bu eşiğin stratejik etkisi açık: en çok oyu alan adayın önündeki mesele artık rakibini geçmekten ibaret değil, ilk turda kendisine oy vermeyen kesimleri de yanına çekmek.[1]

İki turlu seçim, siyasi iddia ile kurumsal yetki arasına ikinci bir karar yerleştiriyor. Bolsonaro’nun önde bitirmesi kampanyasına bir üstünlük sağlıyor; Lula’nın görevde bulunması da yarışın sonucunu belirlemiyor. Çoğunluk kuralı, her iki adayın mevcut desteğini yeniden sınamaya açıyor. Dış politika vaatlerini değerlendirirken bu ayrım önemli: bir adayın ABD veya Çin hakkında söylediği sözler, ilk tur sıralaması sayesinde devletin uygulanmış politikası hâline gelmiyor.[1]

Kampanyadaki egemenlik tartışması bu ayrımı somutlaştırıyor. Lula savunma harcamalarını artırmayı savunuyor ve ABD’yi seçime müdahale etmeye çalışmakla suçluyor. Bolsonaro ise Çin’le ekonomik ilişkilerde pragmatik davranmayı vaat ediyor. Bu tutumlar farklı dış politika yönelimlerine işaret ediyor; ancak ticari ilişkilerin ve güvenlik tercihlerinin değişmesi için yürütme yetkisinin kazanılması ve ardından karar alınması gerekiyor. İlk turun gösterdiği şey, bu seçeneklerden hangisinin şimdiden uygulamaya geçtiği değil, hangi iki adayın ikinci turda yarışacağı.[1]

Başkanlık ve yasama için iki ayrı yetki

Yürütme seçimiyle birlikte yasama organı ve eyalet yönetimleri için yapılan oylama, ikinci bir yetki dağılımı oluşturuyor. İlk sonuçlarda Liberal Parti en fazla vali, senatör ve federal milletvekilini çıkaran parti. Bu, Bolsonaro’nun başkanlığı kazandığı veya partinin bütün meclislerde mutlak çoğunluk elde ettiği anlamına gelmiyor. Benim çıkarımım, ilk tur avantajını iki ayrı kanaldan okumak gerektiği: başkanlık yarışındaki seçmen desteği ve yasama pazarlığındaki parti ağırlığı. Birindeki ilerleme diğerinin yerine geçmiyor.[1]

Dışarıdan bakıldığında güçlü bir ilk tur, müstakbel hükümetin hareket alanına ilişkin beklenti yaratabilir. Buna karşılık sonuçların bir kısmı, belirli dış politika tercihlerinden çok suç, hayat pahalılığı veya yolsuzluk kaygılarından doğmuş olabilir. Kampanyada bu başlıkların da öne çıkması, oyları tek bir uluslararası yönelimin onayı saymayı güçleştiriyor. Çoğunluk kuralının önemi burada yeniden beliriyor: iki aday, ilk turda farklı gerekçelerle oy kullanan seçmenleri aynı başkanlık seçeneği çevresinde toplamaya çalışıyor.[1]

Bu yüzden 25 Ekim’in kurumsal anlamı yalnızca yarışın bitiş tarihi olması değil. Oylama, ilk turdaki sıralamayı yürütme yetkisine dönüştürmek için gereken ikinci karar. Yasama organının kesin bileşimi ise başkanın kararlarını geçirme imkânını ayrıca şekillendiriyor. Brezilya’nın dış politika yönünü izlemek için adayların vaatleri kadar bu iki yetki dağılımına da bakmak gerekiyor. Çoğunluğun kimde toplandığı ve bunun hangi kararlara dönüştüğü, ilk turun yarattığı beklentiyi ölçmenin somut yolları.[1]