Kurulun istediği şey

Avustralya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Sarah Hunter salı günü bir gayrimenkul konferansında enflasyonun şu anda ilk öncelik olduğunu, enflasyonun beklenenden güçlü çıkacağı görülürse kurulun faizi artırmak zorunda kalabileceğini söyledi. Sözleri bir uyarının ötesine geçti: banka, toplam talebin kısıtlı arzla daha iyi dengelenmesi için tüketim talebinin gevşemesini istiyor ve Hunter, önceki artışların konut piyasasındaki hareketi şimdiden yavaşlattığını, büyük şehirlerin çoğunda fiyatları geriletmiş olduğunu belirtti. Piyasalar 29 eylülde 25 baz puanlık artışla faizin yüzde 4,60'a çıkmasına yaklaşık yüzde 70 olasılık veriyor.[1]

Bu sözleri parasal bir işlem olarak okuduğunuzda karşınıza nakit akışları çıkar. Politika faizindeki artış, bankaların fonlanma fiyatını yükseltir; konut kredilerinin çoğunun hızla yeniden fiyatlandığı bir piyasada da mevcut kredinin aylık taksitini, yeni bir borçlanma beklemeden büyütür. Gelir, borçlu hanelerden alacaklılara kayar ve o gelirin taşıdığı harcama geri çekilir. Bunun yanında rakip bir okuma duruyor: Hunter yüksek petrol fiyatlarını da enflasyon beklentilerine giden bir kanal olarak andı ve akaryakıt faturası aynı hane bütçesini, hiçbir politika faizi devreye girmeden boşaltır.[1]

Anketin ölçtüğü şey inanç

Westpac-Melbourne Institute Tüketici Güveni Endeksi eylülde yüzde 5,2 düşerek 88,9'dan 84,4'e indi. Başlığın altında konut kredisi faiz beklentisi endeksi 158,8'den 170,4'e çıktı; önümüzdeki yıl konut kredisi faizinin artmasını bekleyenlerin oranı yüzde 59'dan yüzde 64'e yükseldi, konut kredisi olanlarda yüzde 73'e yaklaştı. Hane halkının bir yıl öncesine göre mali durum değerlendirmesi 80,0'dan 72,6'ya, konut almak için uygun zaman olup olmadığını ölçen endeks 95,7'den 85,5'e geriledi.[2]

İkisini yan yana koyduğunuzda her iki tarafta da aynı bilanço belirir. Banka hedefini tüketim talebinin gevşemesi olarak koyuyor ve konut piyasasının şimdiden soğuduğunu söylüyor; anket ise hanelerin beklediği taksiti yukarı, ev alma gerekçesini aşağı çektiğini buluyor. İki anlatım da uyumun içinden geçtiği hesap olarak konut kredisi olan hanede buluşuyor. Bu buluşma, güven verisine temkinli yaklaşmanın da gerekçesi: beklenti endeksi politikanın fiyatlanmasına aittir, hanenin gerçekleşen tüketimi ise anketin bildirmediği başka bir seride durur.[1], [2]

Yükü hangi bilanço taşıyor?

Eylüle dair tartışma tam da bu iki seri arasındaki boşlukta duruyor. Westpac kendi anketini, kurulun 28-29 eylülde faizi sabit tutması için bir gerekçe olarak okuyor; gürültülü bir seriden gelen tek bir aylık enflasyon verisinin adım atmak için zayıf bir zemin olduğunu ve bir sonraki verinin karardan bir gün sonra geleceğini savunuyor. Karşı okuma, aynı zayıflığı bankanın istediği aktarım mekanizması sayıyor. İkisini bir bildiriyi beklemeden ayıran gözlenebilir bir sınama var: konut kredisi faiz beklentisi endeksi ekim anketinde de 170,4'ün üzerinde kalır ve hane mali durum ölçütü 72,6'nın altında seyrederse, baskı hanenin ruh hâlinden nakit akışına geçmiş demektir; o durumda eylülde faizin sabit tutulması borçluya soluk aldırmaz.[2]