Oy pusulasına gelmeden
İnsan Hakları Konseyi seçiminin en açıklayıcı sayısı 15. Genel Kurulun dolduracağı sandalye sayısı da, beş bölge grubunun çıkardığı toplam aday sayısı da buydu. ISHR’nin yayımladığı sonuçlarda bütün adaylar seçildi. Afrika ile Asya-Pasifik grupları dörder, Latin Amerika ve Karayipler üç, diğer iki grup ikişer aday gösterdi. Her bölgenin seçmenlere sunduğu liste kendi sandalye sayısında durdu. Bu düzen, adaylar arasındaki rekabeti Genel Kurul salonuna gelmeden kapattı.[1]
Bu durumda ağırlık, oy veren devletlerden aday çıkaran bölge gruplarına kayıyor. Genel Kurul üyesi bir devlet belirli bir adayı desteklemeyebilir; karşısına aynı sandalye için başka bir ülke koyma seçeneğini ise hazır listede bulamaz. Bunun bölgesel uzlaşmayla daha düzenli temsil sağlaması mümkün. Fakat uzlaşmanın bedeli, son aşamadaki seçmenin seçeneklerinin daralması. Kimin üyeliğe uygun olduğuna ilişkin asıl eleme, adaylık kapısında yapılıyor.[1]
Adayın karşısındaki maliyet
Oy sayıları yine de fark yaratıyor. Zambiya 177, Burundi 160 oy aldı; Almanya 163, İrlanda 165 oyla seçildi. Bu farklar tek başına devletlerin hangi gerekçeyle oy verdiğini anlatmıyor. Adaylar arasında desteğin eşit dağılmadığını gösteriyor. Rekabetsiz liste, bir adayın bütün seçmenlerden aynı onayı aldığı anlamına gelmiyor. Ancak desteği daha düşük olan adayın yerine seçilebilecek başka bir ülke de sunmuyor.[1]
ISHR’nin adayları değerlendirdiği 17 ölçütün çoğunluğunu yalnızca 6 ülke karşıladı. Bu, kuruluşun insan hakları ölçütleriyle yaptığı değerlendirme; oy veren devletlerin gerekçelerini açıklayan bir anket değil. Yine de seçim düzenindeki teşvik sorununu görünür kılıyor: hak siciline yöneltilen eleştiri, aynı sandalye için yarışan bir rakip bulunmadığında üyeliği kaybetme riskine daha zor dönüşüyor. Alternatif açıklama, devletlerin bölgesel temsil ve aday bulma kolaylığını öncelikli görmesi. Bu öncelik seçimi düzenli hale getirebilir; aday üzerindeki rekabet baskısını da azaltır.[1]
Konseyin işi devam ediyor
Buradan konseyin bütün çalışmalarının değersiz olduğu sonucuna sıçramak da hatalı olur. Rekabet talep eden ISHR’nin New York direktörü Madeleine Sinclair, aynı açıklamada kurumun insan hakları savunucuları ve sivil toplum açısından hayati ve etkili çalışmalar yürüttüğünü savunuyor. Kurumun işlevini korumak ile üyelik seçimindeki gevşek teşvikleri eleştirmek birlikte mümkün. Bölgesel koordinasyon ortak bir yapının sürekliliğini sağlayabilir. Üyelerin insan hakları performansı bakımından seçilebilir alternatifler sunması ise o yapıya başka bir hesap verme kanalı ekler.[1]
ISHR, bu seçimin tüm bölgesel listelerin rekabetsiz kaldığı art arda ikinci seçim olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla değişmesi gereken aşama açık: daha fazla ülkenin aday olması ve bölge gruplarının seçmene gerçek bir tercih bırakması. Bu, tek başına daha iyi üyeler veya daha etkili bir konsey vaat etmez. Devletlerin tercihlerini sonuç doğuracak biçimde kullanabileceği alanı genişletir. Konseyin ortak forum olarak değerini korurken üyelik üzerindeki pazarlığı daha görünür ve daha açık hale getirmenin başlangıcı burada.[1]