Gelir akıyor, değer kaybı birikiyor
Bir bankanın kârı artıyorsa bilançosunun da güçlendiğini düşünmek cazip. Teksas merkezli banka grubu First Financial Bankshares’ın üçüncü çeyreği bu varsayımın hangi noktada eksik kaldığını gösteriyor. Net kâr 74,31 milyon dolara çıktı; önceki çeyrekte 71,89 milyon dolar olmuştu. Buna karşılık menkul kıymet portföyünün vergi sonrası gerçekleşmemiş zararı çeyrek içinde 209,89 milyon dolar arttı. Özkaynak 2,00 milyar dolardan 1,83 milyar dolara indi. Hissedar açısından daha fazla kazanç ile daha ince bir sermaye yastığı aynı bilançoda buluştu. Para ve banka meselesini yalnızca dönem kârından okumak, bu değerleme kanalını gözden kaçırıyor.[1]
Gelir tarafında mekanizma anlaşılır: bankanın faiz getiren varlıklarından elde ettiği gelir ile fonlama için ödediği faiz arasındaki fark büyüyor. Net faiz geliri yıllık 127,00 milyon dolardan 138,51 milyon dolara yükseldi. Vergiye eşdeğer net faiz marjı yüzde 3,80’den yüzde 3,91’e çıktı. Bu, bankanın faiz gelirinin fonlama maliyetini aşan bölümündeki iyileşmeyi tarif ediyor. Fakat toplam kâr artışını yalnızca faizlere bağlamak acele olur. Faiz dışı gelirler ve özellikle kredi zararı karşılıkları da sonucu değiştiriyor. Bilanço içindeki her gelir kaleminin kendi nedeni var; tek bir faiz anlatısı bunların yerini tutmuyor.[1]
Tahvil portföyünde ise eldeki varlığın piyasa değeri devreye giriyor. Şirket, vergi sonrası gerçekleşmemiş zararın 279,67 milyon dolardan 489,55 milyon dolara çıkmasını uzun vadeli piyasa faizlerindeki değişimle ilişkilendirdi. Bu zarar, henüz satış yapılmadan özkaynakta hissedilen bir değerleme etkisi taşıyor. Bankanın gelir üretme kapasitesi ile geçmişte aldığı menkul kıymetlerin bugünkü değeri böylece ters yönlere gidebiliyor. Buradan bir mevduat kaçışı ya da kredi kesintisi sonucu çıkarmıyorum. Faiz riski, bilançonun hangi bölümüne ve hangi vadeyle bakıldığına göre farklı sonuçlar veriyor; bankanın açıkladığı sermaye hareketi bu ayrımı somutlaştırıyor.[1]
Kârın dayanağı, kredinin devamı
Yıllık kâr karşılaştırmasında büyük bir baz etkisi de bulunuyor. Kredi zararı karşılığı geçen yılın üçüncü çeyreğinde 24,44 milyon dolar olmuştu; bu çeyrekte 2,03 milyon dolar oldu. Şirket, geçen yılki yüksek karşılığın borçlu dolandırıcılığı nedeniyle silinen büyük bir krediden kaynaklandığını açıkladı. Dolayısıyla 52,27 milyon dolardan 74,31 milyon dolara çıkan yıllık kârda, faiz gelirindeki iyileşmenin yanında bu karşılık farkı da var. Sorunlu varlık oranının önceki çeyrekteki yüzde 0,80’den yüzde 0,71’e gerilemesi kredi kalitesine ilişkin başka bir ayrıntı. Bunları, bütün kredilerin aynı ölçüde iyileştiği varsayımına dönüştürmeden okumak gerekiyor.[1]
Borçlu tarafında bilanço genişlemeye devam etti. Krediler önceki çeyreğin 8,35 milyar dolarından 8,54 milyar dolara yükseldi; mevduat ve geri alım anlaşmaları toplamı 13,17 milyar dolardan 13,19 milyar dolara çıktı. Bu banka, menkul kıymet değer kaybına rağmen kredi stokunu büyüttü. Para politikasının bir banka üzerinden harcamaya nasıl geçtiğini anlamak için benim başlangıç noktam bu: kâr, sermaye ve kredi aynı anda izlenmeli. Tahvil değer kaybının hemen borçluya daha az kredi olarak yansıdığını varsayan anlatı, bu çeyrekte gözlenen kredi büyümesini açıklamak zorunda. Özkaynak kaybı önemini korurken aktarımın zamanlaması da ayrı bir soru olarak duruyor.[1]
First Financial’ın bilançosunda izlediğim ayrım, bankacılıkta kârın neden tek başına güvenlik ölçüsü olamayacağını açıklıyor. Artan faiz marjı yeni gelir sağlıyor, düşük karşılık dönem kârını destekliyor, uzun vadeli faiz hareketi ise mevcut menkul kıymetlerin değerini aşağı çekiyor. Her biri hissedarın sermaye yastığına farklı kapıdan ulaşıyor. Burada bir kriz tarihi veya hisse için değer biçme iddiası yok. Borçlu ve mevduat sahibi açısından esas mesele, bankanın gelir üretirken zararları taşıyacak alanı koruması. Sonraki bilançoda kredi büyümesiyle birlikte özkaynak ve gerçekleşmemiş zararların seyri, bu alanın genişleyip daraldığını izlemek için somut ölçüler sunuyor.[1]